Menu

Cennette Huriler Ne Yapacaklar?[1]

 

 

Geçenlerde bir ilahiyat profesörü reytingi  yüksek bir programda akıllara durgunluk verecek bir beyanda bulundu. Sayın profesöre göre, ‘cennete huriler olacak, ama erkeklerle herhangi bir ilişkileri olmayacaktır.(!)’

Ben, ilahiyatçı değilim. Ancak bu iddianın dine de mantığa da aykırı olduğunu söylemek için  insanın ilahiyatçı olmasına da gerek yoktur. Çünkü Allah, Kur’an’da çok açık bir şekilde şöyle buyuruyor: “ İşte böyle, bunun yanısıra biz onları (muttakileri) iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz.”(Duhan/54).

‘Ayetin mealini farklı yorumlayan tefsirciler var mı?’ diye internette biraz dolaştım. Baktım ki, aralarında eski diyanet işleri başkanları olmak üzere, Türkiye ve dünyadan tam 35 alim, Duhan ayetini aynı şekilde çevirmiş. Hatta Kuran’a seküler yorumlar getiren Yaşar Nuri Öztürk bile benzer şekilde çevirmiştir.

Bu ayeti i tefsir eden Bediüzzaman Said Nursi ise şöyle diyor:   “İnsanın, ne kadar hüsünperver ve zevkperest ve ziynete meftun ve cemale müştak duyguları ve hasseleri ve kuvaları ve latifeleri varsa, umumunu memnun edip doyuracak ve her birisini ayrı ayrı okşayıp mesut edecek maddi ve manevi her nevi ziynet ve hüsn-ü cemale, huriler camidirler.”

 

Peki, gerçek bu kadar açık iken, bizim reformist ilahiyatçı hocamız neden böyle bir yorum yapma gereği duydu? Bunun cevabını,  dini değil de sosyolojik bir bakış açısıyla vermek istiyorum.

İslam dininde reform yapma, buna tahrif de diyebilirsiniz, girişimleri çok eski dönemlerde başlamışsa da asıl çabalar son iki yüz yıl öncesine dayanıyor.  Bu, Batı Avrupa’nın sanayi ve bilimde yükselişi ve aynı zamanda da tüm Müslümanları himaye eden Osmanlının da yıkılış tarihine denk geliyor.

Osmanlı’nın sanayileşmiş batı Avrupa karşısında gerilemeye başlamasına paralel olarak, aynı amaca hizmet eden iki farklı yıkıcı düşünce devreye girdi. Biri Avrupa’da biri de Osmanlının kendi içinde.  O dönemde, Avrupa aydınlanmacıları, pozitif düşüncenin perspektifiyle ‘fırsat bu fırsat’ deyip İslam’a saldırıya geçti. Düne kadar Osmanlı’nın gücü karşısında ezilen Batı, şimdi sanayide üstünlüğü ele geçirmenin vermiş olduğu gururla, Osmanlı ve İslam hakkında oryantalizmden beslenen tahripkâr görüşler ileri sürümeye başladılar.

Bunlar, kendi akıllarınca Osmanlının geri kalma nedenlerini araştırdılar. Tabii ki bu, sonucu baştan belli olan bir araştırmaydı. Bunların başında Sosyologların öncüsü sayılan Max Weber gelir. Bugün itibarıyla çok sayıda ciddi batılı sosyoloğun ifadesiyle Weber, İslam ülkelerini ve İslam’ı araştırmadan Oryantalizmin İslam ve Osmanlı kurgusu üzerinden, aslında onların savlarını yeniden üretti.

Weber, İslam’ın iki toplumsal güç tarafından yanlış yönlendirildiğini söyler. Ona göre  ‘bedevi savaşçılar, İslam’ı şehvani (sensual) bir uyum ve uzlaşma dinine,  ‘sufi tarikatlar ise İslam’i “öteki dünyacı” dine çevirmişlerdir.’

Bilim adına bu sözler Weber’den gelmiş olsa bile,  Haçlı Seferleri’nden itibaren Batılı gezginler ve din adamları,  “şehvet” üzerinden bir İslam ve Müslüman algısı oluşturmaya başladılar. Bunu beyinlerde pekiştirmek için yüzlerce roman ve film çevrildi. Bundandır ki, Topkapı müzesinde ziyarete gelen batılı turistlerin en çok merak ettiği yer, saraydaki harem dairesidir.

Batının vermek istediği bu algı maalesef sadece batılıları etkilemedi, aynı zamanda bizi de etkiledi. Çünkü yine Osmanlı’nın yıkılmaya başlamasına paralel olarak aydınlarımızda sorgusuz sualsiz bir Batı taklitçiliği ve hayranlığı başladı. İslam’a ve Osmanlı’ya ait Batı tarafından formüle edilmiş yargılar, ‘tıpkı ithal edilen konserve kutuları gibi paketlenerek, parsellenerek ve de etiketlenerek Batı-düşünceli’ aydınlarımıza sevk edildi. Bunun sonucunda Ali Şeriati’nin de belirttiği gibi, “son iki yüzyılın kültür ve bilimlerinde kökleşmiş bir Batı-yönelimli ruh oluşturuldu.”

İşte Batı-yönelimli bu ruhu taşıyanlar, önyargıları yıkmak, gerçeği kanıtlarıyla ortaya çıkarmak yerine onların düşüncelerini haklı çıkaracak bir yola girdiler. Oryantalist düşüncenin İslam’ı  normlara uymayan “şehvet” ile özleştiren iddialarını zımnen kabul etmiş olmalıdırlar ki, kendi akıllarınca bunu İslam’dan temizlemeye çalışıyorlar. Oysaki Batının yargılarını yeniden ürettiklerinin farkında değiller. Belki de farkındadırlar ve bilerek yapıyorlar.

“Huri” konusu da, oryantalistler tarafından aynı amaçla çok fazla gündeme getirilen, abartılan bir fitne alanıdır.  Bununla Müslümanları ve o dönemde Osmanlıyı değersizleştirmek istemişlerdi.

Kur’an dışında kaynak kabul etmeyen, Hz. Peygamber ve sahabe dönemini ve de daha sonraki İslam mütefekkirlerinin yorumlarını kale almayan bu zihniyet, İslam’ı yozlaştırmanın ötesinde bir şey yapmamaktadırlar.

“Huri” konusu Kur’an da yer almaktadır ve İslam’ın kutsiyetine de hiçbir zararı yoktur.

 

 

[1]      

 

No comments

Bir cevap yazın

Sosyal Medya Sayfalarım

Günün Videosu